Yer:Atlas Okyanusu Tarih:27 Haziran 2002


Uzaklara

İşte yine buradayım…uzaklarda…hem de çok uzaklarda..millerce ötede ve metrelerce derinde…kaçıp saklanacak bir yer de kalmadı…artık dünyayı çok küçük olarak nitelendirebilirim galiba…peki sana şu soruyu sorayım…artık ben nereye aitim?Peki bir yere ait olmak önemli mi?Ben yapı itibariyle yerinde duramayan aşırı enerjik ve hiperaktif bir duygusal olarak bu sorulara cevap veremedim…zaten soru sormaktan da gına geldi..Sadece dünyayı bir satranç tahtası olarak düşünürsek belki de hamle yapması istenen piyonlar bizlerizdir ha?Tanrı bizim yolumuzla kendi kendisiyle satranç oynuyor olabilir mi?Aramızdan ayrılanlar da oyunda alınmış olan diğer piyonlar mı?Peki kim kazanacak bu oyunu?Tanrı mı?Bizi yaratıp koyduğu bu tahtaya yazılmış bu oyun bittikten sonra yalnız mı kalacak yoksa yeni oyunlar mı üretecek?Bu tahtaya ait değilim ben galiba…yoksa bu kadar yabancılaşmazdım..bu oyunun beni almasına da izin vermiyorum oyunu kazanmaya da çalışmıyorum…Diğerlerini de engelleyebilirsem belki bu oyunu kuranın da yönetenin de Tanrı olmadığını ona ispat ederdim…Tabi böyle olsa önce linç edilirdim sonra bütün tabu ve inançların yerini büyük  boşluklar alırdı…kendimi herhangi birisi gibi hissetmiyorum ya da herhangi bir kategoriden…beni arama motorlarında herhangi bir isimle arayabilirsiniz..niye kendimizi sınıflandıralım ki? 

“Ben bir piyon muyum üzerinde bulunduğum tahtada
Yoksa bir oyuncu mu tahtayı yaratan?”….işte özgürlüğün temeli…bütün sınırları aşmak…e tabi biraz vodkayla her şeyi sorgulayabiliyor insan…Peki neresi?O benim ait olduğum yer..çok mu uzaklarda yoksa benim gözümün önünde mi?Şimdi Mısır’a gidiyoruz orası mı?Yoksa İspanya’dan geliyoruz,orası mıydı?Denizci olmak gerçekten zormuş…özellikle aşamadığım bir duygu var o da yabancılaşma…geçen ay Türkiye’de bir iki günlüğüne izin almıştım gemiden ailemi görebilmek için…bana her şey o kadar garip geldi ki…bir kere herkes Türkçe konuşuyor..olamaz..ben ne dediklerini anlamamalıyım..birileriyle İngilizce konuşup derdimi anlatabilmeliyim…görüyor musun kendi ülkemde bile kendimi garip hissettim…annem “Sabaha karşı vardiyam var diye uyanıyorsun…çok etkilenmişsin” diyor...sormuyor ki nasıl uyuyabiliyorum…ya da uzun zamandır ilk defa o zamanlar huzurlu uyuyabilmişim…tabi rüyalarımın arasına bilinçaltındaki “Denizcilik sendromu” girdiği zaman uyanıyormuşum…bence doğal artık bunlar…şimdi yine uzaklara gidiyorum…hep uzaklara…çok uzaklara…benim için her yer her yerden uzak…merkezde bir yerdeyim ama dünyanın merkezinde değil..bütün etrafımda dönen hayatın merkezinde bir yerde..orayı bulabilirsem nereye ait olduğumu da bulacağım…bulunca ne olacaksa artık…Tanrım felsefeden beni koru…burada bari ona bulaşmayayım….çok mu geç…kum saati hala hızlı çalışıyor…hala gözümün önünde hızla akan kum taneciklerini görebiliyorum..gittikçe yaşlanıyorum…hem de her saniye..ve gittikçe yol alıyorum…ta..uzaklara…